İçeriğe Atla Menüye Atla
logo
PAL Politika Analiz Laboratuvarı

Artan Ar-Ge merkezi sayısı sanayinin dönüşümünde bir fark yaratıyor mu?

17 Aralık 2019

Ar-Ge merkezi sayısı son üç yılda dört katına çıktı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, faaliyette olan Ar-Ge merkezi sayısının Kasım 2019 itibariyle 1.213’e ulaştığını açıkladı. Ar-Ge merkezi bulunan firmaların yüzde 34’ü İstanbul’da, yüzde 72’si ise Türkiye’nin GSYH açısından büyük 5 ilinde bulunuyor. Peki artan Ar-Ge merkezi sayısı gerçekten de inovasyon ve yenilik faaliyetlerinde bir etki yaratıyor mu? İnovasyon ekosistemi gelişiyor mu? Ar-Ge yatırımlarının somut kazanımlarını elde etmek için 20 ila 40 yıl arasında bir sürece ihtiyaç olduğu ortaya konsa da firmaların Ar-Ge merkezlerinden nasıl etkilendiği üzerine düşünmek için erken değil.

Bu etkileri irdelemeden önce Ar-Ge merkezlerinin bugüne kadarki serüvenine kısaca bir bakacak olursak 2008, 2014 ve 2016 yıllarını dönüm noktaları olarak ele alabiliriz. 2008 yılında yürürlüğe giren kanun ile Türkiye ilk kez Bakanlık destekli Ar-Ge merkezi kavramı ile tanıştı. Böylelikle firmalar çeşitli vergi indirimi ve istisnalarının yanı sıra bazı sigorta pirimi desteklerinden faydalanmaya başladı. Kanun yürürlüğe girerken firmaların Ar-Ge merkezi kurabilmesi için gereken tam zamanlı personel sayısı 50 olarak belirlenmiş olsa da 6 yıl sonra, 2014 yılında bu limit 30’a düşürüldü. Ar-Ge merkezlerinin özellikle büyük ölçekli firmalar içerisinde yaygınlaştığı bu süre zarfında firmaların Ar-Ge harcamasında ve Ar-Ge personeli sayılarında ciddi artışlar yaşandı. 2003 yılında Türkiye genelinde firma başına 8 Ar-Ge personeli düşerken 2015 yılına gelindiğinde 17 personel düşüyordu. Firma başına düşen Ar-Ge harcaması ise 2003 – 2015 yılları arasında 2,5 kat arttı.

2016 yılına gelindiğinde ise Ar-Ge merkezi açmak için gerekli olan asgari tam zamanlı personel sayısı 30’dan 15’e çekildi. Böylece Ar-Ge faaliyetlerinin tabana yayılması ve büyük ölçekli firmaların yanı sıra orta ölçeklilerin de Ar-Ge potansiyellerinin geliştirilmesi hedeflendi. Sonuç olarak, Ar-Ge merkezi sayısı hızla artarak 2018 sonunda 1.082’ye ulaştı. 2016 yılına kadar firmalar bünyesinde kurulan toplam Ar-Ge merkezi sayısı 232 olmuştu. Sayısı hızla artan Ar-Ge merkezlerinin işlevselliği ve faydaları üzerine çeşitli görüşler ve kritikler hala sürmektedir. Kimi görüşler seçiciliğin azaltılması ile beklenen etkinin azalabileceğini dile getirirken kimileri de tabana yayılmanın olumlu sonuçlarına yoğunlaşmaktadır.

Zaman içinde yaygınlaşan Ar-Ge merkezleri ile bugün Türkiye’nin 49 ilinde Ar-Ge merkezi bulunan firma bulunmaktadır. Bu firmaların bünyesinde Ar-Ge merkezi kurmaları ile çeşitli kazanımlar elde ettiği söylenebilir. 2019 yılı içinde gerçekleştirdiğimiz projeler süresince sahada uzunca bir vakit geçirerek firmalar ile Ar-Ge merkezlerinin yarattığı etkiler üzerine konuşma fırsatı bulduk. Bu süreçte gözlemlediğimiz olası kazanımlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:

  •  “Ar-Ge merkezi” halihazırda inovasyon gündemi olan, katma değeri yüksek ve büyük ölçekli firmalar için yenilikçi çalışmaların hızlanması ve devlet tarafından desteklenmesi anlamına gelirken daha makul ölçekli firmalar için ise yenilikçiliğe geçiş adına bir teşvik ve yol gösterme anlamı taşıyor demek yanlış olmaz.
  • Kimi firmalarda merkezlerin kurulması ile Ar-Ge ve yenilik gündemleri firmalar içerisinde önem kazanmış, Ar-Ge yöneticilerinin şirket içi sorumlulukları genişlemiştir.
  • Sanayi ekosistemi içerisinde Ar-Ge merkezlerinin tamamından ve bu merkezlerin yöneticilerinden oluşan yeni bir “ada” ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, aynı bölge içinde yer alan Ar-Ge merkezlerinin oluşturduğu daha küçük adalardan da söz edilebilir. Bu adacıklar yeni bir iletişim ağı olarak ele alınabilir.
  • Ar-Ge merkezlerinin firmalar içerisinde güçlenmeleri ve yetkinliklerinin gelişmesiyle kamu, üniversite ve diğer firmalar ile diyalogları geliştirebilecek yeni aktörler ortaya çıktığı söylenebilir.
  • Kanun kapsamında Ar-Ge merkezlerinden beklenen sorumlulukların (TUBİTAK projelerine başvurma ve yürütme, uluslararası veya ulusal iş birliği kurma, yüksek lisans ve doktoralı çalıştırma vb.) zaman içinde firmalar tarafından içselleştirildiği söylenebilir.
  • Gelen sorumluluklar ile firmaların sorun tanımlama ve proje yazma becerilerini geliştirdiği, uzun soluklu denilemese de kısa ve orta vadeli yenilik ve araştırma gündemlerini disipline ettiği düşünülebilir.

Söz konusu kazanımlar, firmalarda gözlemlenen ya da firmalarca dile getirilen olumlu yansımalar olmakla beraber bu kazanımların ve gözden kaçan daha fazlasının genele yayılması beklenmektedir. Böyle bir yayılma ile sanayi ekosistemi verimlilikten yenilikçiliğe evrilme konusunda önemli bir adım atmış olacaktır. Ancak son yıllarda sanayi yatırımlarında ve sanayi üretim endeksinde yaşanan düşüş göz önünde bulundurulduğunda bazı firmaların yürütülen rutin süreçler dışındaki bir yatırıma bütçe ayırmalarını beklemek güç olabilir. Bu dönemde Ar-Ge faaliyetlerinin cazibesini artıracak ilave uygulamalar üzerine düşünmekte fayda var. Elbette bu uygulamalar yalnızca teşvik ve indirim oranlarını artırmak anlamına gelmemeli, Ar-Ge faaliyetlerinin niteliğini de artıracak uygulamalar ortaya konmalıdır. Bu minvaldeki bazı uygulama önerileri şu şekilde sıralanabilir.

  • Firmalar arası iş birliği ve güven seviyesinin artırılması adına ortak projelerde ilave destekler ve konsorsiyum odaklı proje destekleri sağlanması.
  • Firmaların Ar-Ge çalışmaları kapsamında yetkinlik alanları dışında bir ihtiyacı olduğunda bu yönde çaba harcamak yerine daha yetkin bir firma eşleştirme sağlayabilecek tamamlayıcı eşleştirme mekanizmalarının geliştirilmesi.
  • Hukuki çerçevenin güçlendirilmesi ile iş birliklerinde firmaların kendilerini daha güvende hissetmesinin sağlanması.
  • Kümelenme mekanizmalarının içerisinde Ar-Ge perspektifini genişletecek kriterler ortaya konması.
  • Firmaların yurtdışı fon sağlayıcılarla, büyük teknoloji şirketleri veya araştırma kurumlarıyla etkileşimini artıracak yeni programlar geliştirilmesi ve mevcut programlarda Ar-Ge yapan firmalara öncelik verilmesi.

Yerel arayüzlerden merkezi yönetime, farklı kamusal aktörlerin rol alabileceği bu süreçte firmaların Ar-Ge merkezlerine dair ihtiyaçlarını en iyi şekilde anlamak ve destekleri daha nitelikli hale getirmek gerekiyor. Ar-Ge faaliyetlerinin değer yaratacak sonuçlar ortaya çıkarması için esas olanın, çalışmaların devamlılığı ve firmalar tarafından içselleştirilmesi olduğu ortaya çıkıyor. İlerleyen süreçte Ar-Ge merkezlerinin nasıl etkiler yaratmaya devam edeceğini hep beraber göreceğiz.

Fırat Çetin, Araştırmacı, PAL

Önceki Yazılar

Yerli ve milli ürün desteklerinin başarılı olmasını sağlayacak beş politika

12 Aralık 2017 80’li 90’lı yıllarda “yerli malı haftaları” kalitesiz malların korumacı duvarlar arkasında yüksek fiyatlara kullanımının teşvik edildiği eski kötü günlerden bir hatıra olarak görülürdü. Son yıllarda ise “yerli ve milli ürün” kullanımının tekrar önemli bir ekonomi politikası haline geldiğini görüyoruz. Gün geçmiyor ki gazetelerde kamu destekleriyle milli bir ürün geliştirdiğini açıklayan bir girişimcinin fotoğrafı çıkmasın. [Devamı ]

Biz PAL’ı bu amaçla kurduk...

10 Ağustos 2017 Bütün dünya bir belirsizlik döneminden geçiyor. 2008 yılında yaşanan kriz, geçmişte ekonomik başarılarıyla ilham kaynağı ve globalleşmenin itici gücü olmuş ülkelerde hala süre gelen iktisadi dengesizliklere yol açmış gözüküyor. Diğer yapısal sorunlarla birlikte bu durum, kitlesel bir hoşnutsuzluğa ve radikal popülist siyasi kaymalara yol açarak küreselleşmenin kazanımlarını tehdit eder konuma geliyor. Son zamanlarda özellikle Avrupa’da gözlemlenen ekonomik canlanmaya karşın uzmanlar, ucuz ve kolay kredi ile şişmiş kamu ve özel sektör borç stoklarını işaret ederek devam eden risklere dikkat çekiyor, rehavete kapılmamak gerektiğini vurguluyorlar. Popülist siyasi tepkilerin kalıcı sonuçlar doğurması şimdilik Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerle engellenmiş gibi dursa da Avrupa’nın merkez ... [Devamı ]