İçeriğe Atla Menüye Atla
logo
PAL Politika Analiz Laboratuvarı

Biz PAL’ı bu amaçla kurduk...

10 Ağustos 2017

Bütün dünya bir belirsizlik döneminden geçiyor. 2008 yılında yaşanan kriz, geçmişte ekonomik başarılarıyla ilham kaynağı ve globalleşmenin itici gücü olmuş ülkelerde hala süre gelen iktisadi dengesizliklere yol açmış gözüküyor. Diğer yapısal sorunlarla birlikte bu durum, kitlesel bir hoşnutsuzluğa ve radikal popülist siyasi kaymalara yol açarak küreselleşmenin kazanımlarını tehdit eder konuma geliyor. Son zamanlarda özellikle Avrupa’da gözlemlenen ekonomik canlanmaya karşın uzmanlar, ucuz ve kolay kredi ile şişmiş kamu ve özel sektör borç stoklarını işaret ederek devam eden risklere dikkat çekiyor, rehavete kapılmamak gerektiğini vurguluyorlar. Popülist siyasi tepkilerin kalıcı sonuçlar doğurması şimdilik Fransa ve Hollanda’da yapılan seçimlerle engellenmiş gibi dursa da Avrupa’nın merkez partilerinin de sıkça başvurdukları popülist söylem, gelecekte birleşik bir liberal demokratik Avrupa için iş birliği umutlarını gölgeliyor.

Uzun dönemli yapısal ekonomik eğilimler de ilave bir belirsizlik kaynağı olmaya devam ediyor. Bilgi ve iletişim teknolojileri, elektronik, robot teknolojileri ve otomasyon konusundaki gelişmeler dünya üzerinde milyonlarca işi tehdit ediyor ve hükümetlere; işgücünü yeniden eğitme, ulusal sektörlerin ve şirketlerin rekabetçiliklerini koruyacak şekilde yeniden yapılanmalarını sağlamak ve istihdam imkânı bulunmayanlara sosyal yardım elini uzatmak gibi ciddi külfetler yüklüyor. İklim değişikliği daha şimdiden tüm dünyada can yakarken mevcut uluslararası örgütlerin “ulusal çıkarları” aşan bir kolektif eylem oluşturma ve uygulatma konusundaki yetersizlikleri ortaya çıkıyor.

Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede Irak savaşı ile başlayan karmaşa son olarak 2011’de Suriye krizi ile devam ediyor. Binlerce can alan şiddet, insanları evlerini terk ederek komşu ülkelere sığınmak zorunda bırakıyor. Bu göçün şimdilerde göreli olarak azalması, imkânı olanların çoktan ülkelerini terk etikleri gerçeğinden kaynaklanıyor.

Bölgedeki devletlerin kurumları hizmet götürmekten aciz durumda. Terörü ve şiddeti engelleyemeyen devletler, evlerini terk edemeyen insanlara en temel ihtiyaçlarını sağlayacak hizmetleri veremiyorlar. Kentler ve kasabalar harabeye dönmüş durumda.

Türkiye dünyada ve bölgemizde olan karmaşadan doğal olarak etkileniyor.

2002’den bu yana devam eden tek parti iktidarına rağmen, başlangıçta büyük oranda AB adaylığının etkisiyle oluşan reform motivasyonu 2007/2008’den itibaren zayıflıyor. AB araya mesafe koydukça, siyasi gündem, ülkenin gelecekteki gelişmesini etkileyecek ekonomik reformların önüne geçiyor. 2007’den itibaren Türkiye 3 Anayasa değişikliği referandumu yaptı. Nisan 2017’de yapılan referandumda az bir çoğunlukla kabul edilen ve muhalefet tarafından gayri meşru ilan edilen son anayasa değişikliği, 2019’dan geçerli olmak üzere Meksika veya Rusya benzeri bir başkanlık sistemine geçişi öngörüyor.  Temmuz 2016’da yaşanan ve göründüğü kadarıyla dini bir cemaat tarafından tasarlanan başarısız darbe girişimi bir olağanüstü hâl rejimine ve halen de devam eden, kamu ve özel sektörden binlerce kişinin tasfiye sürecine yol açıyor. Bazı liberal özgürlükler askıya alınıyor, çok sayıda gazeteci ve bazı milletvekilleri gözaltında tutuluyor. Bütün bunlar AB ile ilişkilerin daha da gerginleşmesine yol açıyor. Temmuz 2017’de AB Parlamentosu katılım müzakerelerinin dondurulması yönünde bir karar aldı. Şu an itibariyle AB ile uzlaşma yönünde bir işaret gözükmüyor.

Bütün bu siyasi karmaşa sadece yapısal ekonomik problemleri gündemde aşağı sıralara itmekle kalmıyor aynı zamanda bunların çözümüne yönelik tartışma ve tasarlama ortamı için elzem olan sosyal sermayeyi de tüketiyor.  Bizce odaklanmamız gereken temel yapısal problemlerimiz aşağıda yer alıyor:

  1. Nüfus çok hızlı bir şekilde yaşlanırken Türkiye’nin göreli genç nüfusunun sağladığı fırsat penceresi kapanıyor. Bunun gelecekteki kamu politikaları için ciddi sonuçları olacağı çok açık.
  2. Son yıllarda ekonomi düşük bir büyüme dengesine oturmuş gözüküyor. Bu Türkiye’nin gerçekten de “orta gelir tuzağına” düşmüş olabileceğine ilişkin kaygıları artırıyor.
  3. Uluslararası araştırmalar dünyada ucuz ve bol fon döneminin sonunun yaklaşmakta olduğuna işaret ediyor. Türkiye’nin ihracatını veya tasarruf hacmini artıracak bir sıçramanın işaretlerinin gözükmemesi, ödemeler bilançosunun, sonucunda hepimizi göreli olarak daha fakir kılabilecek fiyat hareketleri tarafından dengeleneceği endişesini yaratıyor.
  4. Uluslararası test karşılaştırmaları, ortalamada gençlerimizi-gelecekteki işgücümüzü, dünyadaki çağdaşlarıyla rekabet edebilecek düzeyde eğitemediğimizi gösteriyor.
  5. Avantajlı vergi uygulamaları ve göreli olarak ucuz kredilerin de katkısıyla hızlı ve yüksek getiriler, inşaat sektörünü ekonominin itici gücü yaparken, yatırımcılar sanayiye yatırım yapmaktan kaçınıyorlar.

Bu aşamada, eğer yukarıdaki yapısal problemlerimize uygun çözümler geliştiremezsek Türkiye şu andaki kişi başı gelir seviyesini yakın gelecekte sürdüremeyecek. Biz gerçekten Türkiye’nin farklılıkları ile beraber barış içinde yaşamayı öğreneceğine ve refaha ulaşmayı başaracağına inanıyoruz. Kuşkusuz bunu gerçekleştirmek konuşmaktan daha zahmetli; yavaş değişen siyasi kültür ve zor oluşturulan demokratik kurumlar başarı için temel unsurlar. Öte yandan bir şekilde siyasi meselelerimizi yapıcı biçimde çözüp ekonomik reformlar için elverişli bir ortamı sağlasak bile ekonomik başarı; iyi düşünülmüş, yaygın bir şekilde tartışılmış, bilgiye dayalı, iyi bir şekilde koordine edilen politikalara ve bütün bu süreci gözetecek becerikli ve yetişmiş kadroları olan bir devlete gereksinim duyar. Ayrıca sivil toplum örgütleri de bu sürecin parçası olmak zorundadır. Beraber çalışmayı ve birbirimize güvenmeyi öğrenmemiz gerek.

Biz PAL’ı bu amaçla kurduk. Kısa özgeçmişlerimizden de görülebileceği gibi 2005’te kurulan bir düşünce kuruluşunda uzun yıllar bir arada çalıştık. Bazılarımız yönetişim, diğerlerimiz ekonomi alanında yoğunlaştık; hepimiz Türkiye’nin uzun yıllardır geçirdiği dönüşüm süreçlerini izledik ve başarıları kadar başarısızlıklarından da öğrendik. Meslek hayatımızda birçok kez kamu kesimiyle ortak çalıştık, projeler yaptık. Aramızdan bazılarının doğrudan devlette yönetici olarak çalışma deneyimleri var. Dolayısıyla PAL’de kamunun çalışma kapasitesi ve usulleri konusunda yeterli deneyim olduğuna inanıyoruz. PAL olarak yukarıda sıralanan problemlerin çözümü için kamu politikalarının oluşturulması aşamasında sürece bilgi ve deneyimlerimizi paylaşarak katkı vermek istiyoruz. Ortaklık (veya kurumsal) yapımız bir “şirket” olsa da her şeyden önce bir düşünce kuruluşu gibi çalışmayı amaçlıyoruz. Şirket yapısını kuruluş kolaylığı açısından tercih ettik.   Bir politika laboratuvarı gibi çalışarak, kamusal problemlere yaratıcı ve özgün çözümler geliştirmeyi hedefliyoruz. Sadece bulgu ve raporlarımızı değil politika meseleleri konusunda tartışma metinlerini de yayınlayıp bir tartışma ortamı yaratmayı amaçlıyoruz.